Akrilik tehlikeli midir? Bir yaz gecesi atölyede başlayan hikâye
Ledpower ailesine merhaba! Bu içerikte “Akrilik tehlikeli midir” hakkında kapsamlı bir rehber hazırladık.
Kayseri’de yaz akşamları bir başka olur. Güneş çekildikten sonra bile asfaltın sıcaklığı uzun süre havada asılı kalır. O gün de öyle bir gündü. İçimde garip bir heyecan vardı, sanki uzun zamandır ertelediğim bir şeyi nihayet yapacaktım. Küçük bir sanat atölyesine gidiyordum. Resim yapmayı profesyonel olarak değil ama kendimi toparlamak için yapıyordum. Zihnim dağınık olduğunda fırçayı elime almak bana iyi gelirdi.
Ama o gün, her şey biraz farklı başladı.
Atölyeye ilk adım ve kokunun fark edilmesi
Kapıdan içeri girdiğim anda burnuma keskin bir koku çarptı. Akrilik boya kokusu… Başta çok önemsemedim. Hatta “sanat kokuyor işte” diye içimden geçirdim. Yanımda arkadaşım Mert vardı. O benden daha tecrübeli, daha rahat biriydi. Ben ise biraz gergindim.
Masaya oturduk. Önümüzde tüpler dolusu renkli akrilik boyalar, fırçalar, küçük su kapları vardı. Her şey çok masum görünüyordu. Ama içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.
Tam o sırada Mert, boyayı açarken şaka yapar gibi sordu:
“Biliyor musun, Akrilik tehlikeli midir diye bir sürü kişi tartışıyor internette?”
Güldüm. O an için bana fazla abartı geldi. “Boyadır ya, ne kadar tehlikeli olabilir ki?” diye düşündüm.
Ama içimde o küçük soru kalmıştı.
Renklerin içine karışan tuhaf his
İlk fırça darbesini attığımda her şey normale dönmüş gibi hissettim. Maviyle beyazı karıştırdım, sonra biraz sarı ekledim. Renkler tuvalde yayılırken içimdeki sıkıntı da dağılıyor gibiydi.
Ama yaklaşık yarım saat sonra atölyenin havası değişti. Pencereler açıktı ama içeride garip bir yoğunluk vardı. Özellikle hızlı kuruyan akrilik katmanlar kullanıldıkça koku artıyordu.
Bir noktadan sonra başım hafifçe dönmeye başladı.
O an içimden geçen şeyi net hatırlıyorum: “Akrilik tehlikeli midir gerçekten?”
Kendime kızdım. Abarttığımı düşündüm. Ama bedenim aynı fikirde değildi.
Mert’in sessizleşmesi ve ilk endişe
Mert normalde çok konuşur. Şaka yapar, sürekli bir şey anlatır. Ama o an sessizdi. Yüzü biraz solgundu.
“İyi misin?” diye sordum.
“Biraz başım döndü gibi…” dedi.
O an içime ilk gerçek korku düştü. Çünkü sadece ben değil, o da etkileniyordu.
Atölyedeki eğitmen kadın yanımıza geldi, pencereleri daha fazla açtı. “Akrilik boya su bazlıdır ama kapalı ortamda yoğun kullanımda rahatsız edebilir,” dedi sakin bir sesle.
O cümle beni biraz rahatlattı ama aynı zamanda içimde başka bir kapı açtı: Demek ki tamamen zararsız değildi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde artan huzursuzluk
Saat ilerledikçe ortam daha da yoğunlaştı. Boyalar kurudukça o keskin koku daha belirgin hale geldi. Ellerim boyaya bulanmıştı ama artık renklerin güzelliğinden çok içimdeki ağırlığı hissediyordum.
Bir ara dışarı çıktım. Kayseri’nin gece havasını içime çektim. Serinlik yüzüme vurunca başım biraz açıldı.
Ama içimdeki düşünce gitmiyordu:
“Akrilik tehlikeli midir yoksa biz mi fazla ciddiye alıyoruz?”
O soruyu kendime tekrar tekrar sordum.
Küçük bir panik anı
İçeri döndüğümde Mert sandalyeye yaslanmıştı. Gözlerini kapatmıştı.
“Dayanamadım biraz,” dedi.
O an kalbim sıkıştı. Abartmıyorum, gerçekten korktum. Çünkü bu basit bir hobi gibi başlamıştı. Ama şimdi birimiz iyi hissetmiyordu.
Eğitmen hemen müdahale etti, Mert’i dışarı çıkardı. Temiz hava alması için su verdi.
Ben orada tek başıma kaldım. Fırçam elimde ama içim bomboştu.
İlk defa bir şeyin “sadece boya” olmadığını düşündüm.
Kafamın içinde dönen soru: Akrilik tehlikeli midir?
O gece eve döndüğümde uzun süre uyuyamadım. Ellerimde hala boya lekeleri vardı. Muslukta yıkarken suyun rengi akıp giderken içimdeki düşünceler daha da koyulaşıyordu.
Kendime dürüst olayım: korkmuştum.
Ama bu korku sadece Mert’in kötü hissetmesinden değildi. Ben de etkilenmiştim. Hafif baş dönmesi, gözlerde yanma, o garip ağırlık hissi…
Defterimi açtım. Her zaman yaptığım gibi yazmaya başladım:
“Bugün atölyede bir şey oldu. Küçük bir koku, küçük bir rahatsızlık… ama içimde büyüyen büyük bir soru bıraktı.”
Sonra aynı soruyu yazdım:
“Akrilik tehlikeli midir?”
Ertesi günün araştırması ve içsel çelişki
Sabah uyandığımda ilk iş telefonuma sarıldım. Akrilik boyalar, akrilik reçineler, kapalı ortam etkileri… ne bulduysam okumaya başladım.
Bir yerde “genellikle güvenlidir” yazıyordu. Başka bir yerde “uzun süreli maruziyet rahatsızlık verebilir” diyordu.
İşte o an kafam daha da karıştı.
Bir tarafım “abartma” diyordu, diğer tarafım “dikkat et” diye bağırıyordu.
Kayseri’de büyürken hep şunu duyardım: “Bir şeyin zararı varsa bile ölçüsü önemlidir.” Ama ölçüyü kim belirliyordu?
Atölyeye dönüş ve yüzleşme
Bir hafta sonra tekrar atölyeye gittim. Açık konuşayım, içimde korku vardı. Ama aynı zamanda merak da vardı.
Mert de gelmişti. Bu sefer daha dikkatliydik. Pencereler daha açıktı, mola vermeye özen gösteriyorduk.
Eğitmen bize daha net şeyler anlattı:
“Akrilik boya genelde su bazlıdır, evet. Ama kapalı ortamda yoğun kullanımda solunum yollarını tahriş edebilir. Özellikle havalandırma önemli.”
Bu cümle bana şunu öğretti: mesele siyah ya da beyaz değildi.
Rahatlama anı
O gün çalışırken daha kontrollüydüm. Daha sık dışarı çıktım, daha yavaş boyadım.
Ve garip bir şey oldu.
Korkum azaldıkça keyfim geri geldi.
Renkleri yeniden hissetmeye başladım. Ama bu sefer daha bilinçliydim.
İçimden şunu geçirdim:
“Demek ki sorun akrilik değilmiş. Sorun kontrolsüzlükmüş.”
Ama yine de o soru tamamen gitmedi:
“Akrilik tehlikeli midir?”
Hissettiklerimle yüzleşmek
Birkaç gün sonra Mert’le oturup konuştuk. O bana şunu dedi:
“Ben o gün korktum ama asıl mesele malzeme değil, ortamı bilmiyormuşuz.”
O cümle içime oturdu. Çünkü haklıydı.
Ben ise başka bir şey fark ettim: bazen bir şeye dair korkumuz, o şeyin kendisinden değil, bilinmezliğinden geliyor.
İçimde kalan duygular
O geceden beri akrilik kokusu aldığımda artık eskisi gibi panik olmuyorum. Ama tamamen de rahat değilim.
İçimde karışık bir his var.
Bir yanda sanatın verdiği huzur, diğer yanda o ilk günkü baş dönmesinin hafif izi.
Bunu inkâr etmiyorum.
Hatta bazen düşünüyorum: belki de hayat böyle bir şey. Her güzel şeyin içinde küçük bir dikkat gerekliliği var.
Ledpower okurlarıyla “Akrilik tehlikeli midir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Son düşünce: dengeyi bulmak
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum.
“Akrilik tehlikeli midir?” sorusu aslında tek başına bir korku sorusu değil. Daha çok bir denge sorusu.
Evet, yanlış kullanımda rahatsız edebilir. Evet, kapalı ve havasız ortamda sorun yaratabilir. Ama doğru şekilde kullanıldığında, kontrol edildiğinde, sanatın içinde güvenle yer alabiliyor.
Benim için bu deneyim bir şey öğretti:
Bazen bir madde değil, o maddeyle kurduğun ilişki belirliyor her şeyi.
Ve ben hâlâ o atölyeye gidiyorum. Ama artık biraz daha dikkatli, biraz daha bilinçli ve belki de en önemlisi, biraz daha kendimi dinleyerek.